İyilik mi, kötülükle mücadele mi?
Aynı mahallede oturan iki kişi arasında bir karşılaştırma yapmanızı istiyoruz:
Birinici kişi idealist bir öğretmen olsun. İşini severek yapıyor, en kötü gününde bile motivasyonunu kaybetmiyor. Bilgisini öğrencilerine aktarabilmek için adeta yırtınıyor. Öğrenme zorluğu çeken çocuklarla özellikle ilgileniyor. Kısıtlı gelirine rağmen iyi bir hayırsever. Yaptığı iyilikleri gizli tutmayı seviyor, kendini öne çıkarma, şöhret olma gibi tutkuları yok. Ailesine düşkün, çocuklarını çok seviyor, herkesin yardımına koşuyor, ağzından kötü bir kelime duyulmuş değil, hoş sohbet ve sempatik. Tüm bu özellilklerinden dolayı toplum tarafından saygı ve sevgi görüyor.
İkinci kişi bir taksi şöförü olsun. Sinirli birisi, çok arkadaşı yok, sıklıkla kavga ediyor, yüksek sesle konuşuyor ve küfürbaz. Fakat birisine bir haksızlık veya eziyet yapıldığını gördüğünde kendini tutamıyor; haksızlığa uğrayan kişi sanki kendisiymiş gibi tepki gösteriyor, gerekirse kavga ediyor. Çoğu zaman kötülüğe maruz kalmış kişinin kaderini değiştiremiyor ama bu onun mücadele etmesini asla engellemiyor. Haksızlığa uğrayan kim olursa mutlaka mücadelesini veriyor
Yani özetlemek gerekirse birinci kişi çok iyi bir insan ve yaptığı somut iyilikler var, ikinci kişi ise pek sonuç alamamış olmakla birlikte sürekli kötülüklerle mücadele ediyor. Soru şu: Size göre bu iki kişiden hangisi daha makbuldür? Siz kimi daha çok takdir ederdiniz?
1 comment:
iyilik... şöyle bir söz duymuştum: kendine ait bir "bahçe" yaratmak (ve sessiz sedasız kendi doğrularında bahçende yaşamak) bahçesizlerin bahçendeki güzel çiçekleri görüp etkilenmesine, çiçeklere imrenmelerine yol açabilir.
Post a Comment